Erzincan'daki sahafta rastlamıştım kitabına. Daha önce sadece adını bildiğim bu adamın iki kitabını hiç düşünmeden almıştım. Aldığım kitaplardan birini hiç okumadan elden çıkarmış diğerini ise asla bitiremeyerek iki sene çantamda taşımıştım. İlk hikayesini okuduğumda bir göçten bahsedeceğini düşünmüş ve seçtiği özne adlarından ötürü onu Tanrı Dağı Türkçülerinden ilan etmiştim. Tüm sırlarını çözmüş olmanın verdiği gururla kitabı bir kenara kaldırmış, yazarın tabiriyle “hınzırca” bir hisle konunun üzerini kapatmıştım. Bir sene sonra bazı dürtülerle kitabı tekrar elime aldığımda evimde bir yer keşfetmenin verdiği heyecana benzer bir heyecan ve mutluluk yaşadım. Her yeni sayfada intikam dolu gülüşlerle yanılgımın tadını çıkartıyordum. Kışlak kahvemde kitabı okuyor yazlık kahvemde notlar alıp heyecanımı atıyordum. Diliyle Anadolu öykücülüğüne yakın dursa da “Palto” gibi monologlarla örülü karmaşık hikâyeleriyle dönemini yakalıyor hatta üstüne çıkıyordu. Pek çok hikâyecide yakaladığım ...