Ana içeriğe atla

Kayıtlar

HASAN KEKLİKCİ HİKÂYESİ - HASAN EJDERHA

Hasan KEKLİKCİ’nin yazdığı hikâyeler kadar, kendisi de baştan başa bir hikâye… İşte bu asıl hikâyede baştan beri ben de varım. Köyden ortaokulu okumak için benden bir sene önce Pazarcık ilçesine halasına giden Keklikci, benim ortaokula başladığım sene tekrar Şehr-i Maraş’a, kendisinin yaşadığı yalnızlığı ben yaşamayayım diye yazıldığım ortaokula döndüğünde benim gurbetim sona ermişti adeta… Biz hem okuyan hem de çalışan öğrencilerdik. Doğrusu buna mecburduk. Benim Keklikci’ye, Keklikci’nin de küçük kardeşine çıraklık ettiği bir marangoz atölyesinde çalıştığımız yıllardı: Keklikci, “Yirmi Liralık Özüm” diye bir şiir yazmıştı. Şiir o kadar hoşuma gitmişti ki o günden itibaren ben de şiir yazmaya karar vermiştim. Keklikci de ben de hep garipliğimizin, fakirliğimizin ve buradan neşet eden hüznün hikâyesini yazdık. Hasan KEKLİKCİ gazetelerde köşe yazısı yazdığı yıllarda bile garipliğimizin hüznünü yazıyordu. En sert mevzuda bir yazı kaleme almışsa bile satır aralarında içten içe bir mizah, …
En son yayınlar

ÇIRPINIP İÇİNDE DÖNDÜĞÜM DENİZ - UFUK TÜRK

Çırpınıp içinde döndüğüm deniz
Dalgalanır coşar ürüzgarından
Mevce gelip cuş eyleyen aşkımız
Ah çektikçe kaynar gelir derinden

Veysel böyle figan ediyordu uçsuz bucaksız bozkırın sapsarı ekin tarlalarından. Irgat soğuğu yüreğiyle gâh masmavi bir gökyüzüne, gâh bir çiğdem çiçeğine götürüyor bizi. Sivas’ın kaderine belli ki efsunlu bir türkü çalınmış ve asırlardır ocaklarından türkü dumanı tütüyor. Elimdeki kitap da Veysel’in türkülerinde olduğu gibi Sivas ellerinden tüm bozkırdaki yoksulluk, gurbet, ayrılık diyarlarına götürüyor bizi. Çocukluğumuza, gençliğimize, eve ekmek getiren babalara, elleri nasırlı ninelere, hâsılı Anadolumuzun derde gark olmuş topraklarına götürüyor bizi. Kitabına Veysel’in türküsünün adını veren yazar Hüseyin Kaya, farklı zamanlarda yazdığı denemelerini bu kitapta topladı. Aynı zamanda şair de olan Hüseyin Kaya, “bizim hikâyemizi“ yazmış. Derya coşar inci saçar kenara
Aşk ehli dayanır ateşe kora
Bülbüller gül için gelmişler kara
Seherler uyanır bülbül zarından

Kitapla …

HAYATIN TADI TUZUYDU OKUMAK - AHMET DOĞAN İLBEY

İkinci sınıf heveskâr bir kitap okuyucusunun harcıâlem bir okuma mâcerasından birkaç kareyi satırlara döktüğüm için usta kitap okuyucuları ve kitap tiryakileri fakîri affetsinler. Okumak, ibadetlerden sonra en derûnî, en fikirli faaliyettir, yâni tefekkürün yoluna girmektir. Okumaktan gaye en evvel kendi hüviyetine ait değerler dünyasını sahiplenmek, sonra bütün insanlığın derûnunu tanımak.
Okurken kendi var oluşumun peşindeyim. Okuyarak tutunduğum dünya derûnumda saklı olan kendi hikâyemdir aslında. Okumaya başladığım her kitapla aradığım dünyanın peşine düşmüş oluyorum. Bir odada kitapların sayfalarında seyahat ettiğimde şahsiyetimi buluyor, gerçek hüviyetimi kazanıyorum. Göz emeği döktüğüm her okuma sırasında iç mâna gözüme de sahip oluyor, hayatın hayhuyundan sıyrılıp fikirli ve edebî bir hayatımın var olabileceğini öğreniyorum.
Boyuma bakmadan okuduğum kitaplar Anlatacaklarımı komik bulmayın; sokağa çıkarken ve işe giderken yanıma birkaç kitap alırım hep. Hâne halkıyla kafamı tutmay…

MODERN TÜRK MÜNEVVERİ İHSAN FAZLIOĞLU’NUN ESERLERİNE DAİR BİR KAÇ SÖZ(4) VE SON SÖZ - fazlı bayram

8-Sözün Eşiğinde (Kasım 2015) Eşik, bir şeyin arkaya, bir şeyin öne alındığı yer. Geride kalmış, geçilmiş, idrak ederek ya da ifsâd ederek. Şuurunda ve fevkinde olarak ya da bilmeden. Her ne olursa bir şeyin başlangıcına gelmek; açılmasını beklemek kapının. Sözün eşiği neresi? Söz nedir? “İslam medeniyetinin bir dil medeniyeti olduğu sıkça söylenir. Doğrudur. Ki Kur’an-ı Kerîm’den dolayı dili, hayatın anlamını temellendirmek için hermeneutik(yorum bilgisi) referans noktası hâline getiren İslâm’dır.” “Ateist bugünkü anlamıyla, her zaman Tanrı-tanımaz demek değil. Kilise kavramı etrafında, Avrupa tarihi ile alakalı olarak elbette, Evren’i, doğayı açıklarken, Evren ile doğanın bilgisini elde ederken, Tanrıya yer vermemektir. Başka bir deyişle, tanrıya ve tanrısal olana beşerî bilgi içinde yer vermemek. Bizim kültürümüzde de bazı kelamcıların tavrı buna benzer.” “Ahlak sözcüğünün bir makûl olarak üretildiği kadîm gerçeklik küresi artık mevcut değil; ancak sözcük, kadîm misdâkı belli belirsiz …

BURSA-1 - A. ENBİYA UZDİL

Ensar'ın “Haydi” demesiyle birbirini takip eden meçhul bir maceraya, bir seyahatler dizisine atılmış olduk. Cuma gününe yola çıkmaya niyet ettiğimizde günlerden salıydı. Aradaki iki gün içerisinde de plan yapmaya bir türlü fırsat bulamamıştık. Aklımızda son durağı Bursa olmak üzere bir rota ve birkaç şehir ismi vardı sadece. Nereye nasıl ulaşacağımızı, nerde kalacağımızı ne yiyip ne içeceğimizi bilmeden sırt çantamıza bir ceket, pantolon ve gömlek koyarak hazırlığımızı tamamladık. Yolcunun halini Allah bilir demişler ya, bizim de tüm hesabımız işte o kadardı,
Bursa'yı ilk kez bundan bir yıl önce Cihan'la birlikte ziyaret etmiştik. Kadıköy'den kalkan İDO'ya yetişmek için sabahın bizce erken bir saatinde koşturmaya başlamış, öğlene doğru Mudanya'ya ulaşıp, gün boyu şehri yürüyerek bir baştan bir başa dolaşmıştık. Bu sebepten Ensar'la yaptığımız bu ikinci ziyarette, şehrin o kadar yabancısı sayılmazdım ancak gece yarısına az bir zaman kala otogar tarafında inmi…

ÜÇ NUMARALI SAÇLAR - TARIK TUFAN

Çocukluğumuzun ve ilk gençliğimizin değişmezlerindendir üç numara saçlar. Bir kuaförün önünde oturup da uzun uzun saçımızı nasıl kesmesi gerektiğini anlatmak gibi bir lüksümüz olmadı hiç. Tek bir cümle sarf ettik. Kısa ve basit bir cümlecik; ''üç numara olsun''. İstenmeden söylenmiş, ağız ucuyla, kısık bir sesle, yarım yamalak söylenmiş bir cümlecik. Bazen hiçbir şey söylememizi gerektirmeyecek kadar belli olurdu saçlarımızı nasıl kestirmek istediğimiz. Aslında istemek değil de zorunluluk demek daha doğru. Makineyi al ve saçların dibinden gir.
Berberler anlarlardı bunu. Bakışlarımızdan, duruşumuzdan, yürüyüşümüzden, sıra beklerken oturuşumuzdan. Saçları üç numara kesilecek çocuklardan, gençlerden olduğumuzu daha söylemeden anlarlardı berberler. Kendileri için de kolay nasıl olsa. Model yapmak, şekil vermek yok. Üç numara işte! Makinenin girdiği gibi...
Ailelerimiz böyle istiyordu. Öğretmenlerimiz, okul idaresi böyle istiyordu. Kurstaki hocalarımız böyle istiyorlardı. Çev…

PİRUS ZAFERİ - ÖMER FARUK GÜNAY

Telaşlı ve yorucu bir günün üzerine şöyle yumuşak esvaplarımı üzerime geçirip yatağa yüz üstü kapaklanmak, uykusuz başımı yastığa gömer gömmez tahrik ve tatmin edici bir zihin sükûneti içinde kediler misali mırıl mırıl uykuya dalmayı hayatım boyunca başaramadım. Gözlerini kapar kapamaz uyuyabilen insanlara hakikaten hayranlık duyuyorum. Bazı geceler iki saati bulabilen debelenmelerin ardından zihindeki bir anlık boşluktan istifade edip uykuya dalabilirsem ne âlâ. Dün geceki mücadelem yine bu minvaldeydi. İnatçı zihnim bir türlü uykuya dalmama müsaade etmiyordu. Yenildim. Kalktım merhum Menderes'in Yassıada’da yargılanışını seyrettim. Gece gece Türk siyasi tarihinde ahkam keserek dolaşıyordum. Büsbütün kaçtı uykum. Doğruldum, rafa uzandım; birkaç kitap sayfası karıştırdıysam da diş geçiremeyeceğimi fark edince onu da kenara bıraktım. Eni sonu tütün kesesiyle göz göze geldik. Kalktım şümullü bir tütün sardım kendime. Fakat uyku hala ufukta gözükmüyordu. En iyisi mi mutad işlere deva…

“YENİLGİDEN DÖNERKEN” - HİDAYET BAĞCI

Her insanın okudukça ruhunu yakalayan bir kitabı ya da bir yazarı vardır. Bu kimi zaman bir kelimeden bir cümleden bir harften ibaret olsa da diğer yazarlar ya da kitaplar gibi ruha renk verir. Aslolan okudukça ruhun uyumuna denk olan kitap dostluğunu kurabilmektir. 1969 yılında Erzincan’da doğan yazar Ali AYÇİL ilk, orta ve lise eğitimini Erzincan’da tamamlamıştır. Erzurum Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Tarih Bölümünü bitirmiştir. Şiirleri ve şiir üzerine yazıları Dergâh, Hece, Kitaplık gibi dergilerde yayınlanmıştır. Eserleri; Arastanın Son Çırağı (Şiir), Naz Bitti (Şiir), Bir Japon Nasıl Ölür? (Şiir), Sur Kenti Hikayeleri (Hikâye), Ceviz Sandıklar ve Para Kasaları (Deneme), Kovulmuşların Evi (Deneme), Yenilgiden Dönerken (Deneme). Yazar Hasan EJDERHA’ ya göre Ali AYÇİL’in kıymeti şurada, “Son zamanların değerli yazarlarından biri ve okunması gerekir.” diyerek vurguladığı bir yazar. Mustafa KUTLU’ya göre ise şehirleri kapsayan çevre kirliliği münasebeti ile pek …

BOZKIRDA ALTMIŞALTI ÜZERİNE BİR TAKIM DÜŞÜNCELER - HAMDİ ENES AKÇAY

Askerliği ve askerdeki arkadaşını kıymetli bilip beni kitapsız bırakmayan Kırşehirli Mahir Kavun’a ve Yozgatlı Ufuk Türk’e
Bozkır, Türklerin kadim yurdu… Bozkırdan göçen Türkler Anadolu coğrafyasında da önce bozkırı yurt edindiler, ilk medreselerini, ilk dergâhlarını bozkıra kurdular. Bozkır o günden bugüne sadece bir coğrafyanın yahut bitki örtüsünün adı değil; insan ilişkilerini, dünyaya bakışı, vatan-millet-din mefhumlarını da içine alan bir kültürel Türk hâl. Yunus Emre’nin, Ahi Evran’ın, Bektaş Veli’nin diz vurup dergâh kurduğu bozkır, bugün aynı ruhu korumaya gayret ediyor. Öyle ki o ruh, sesini ve ahengini Âşık Veysel’de, Neşet Ertaş’ta  buluyor bugün. Orta Asya’daki koşuğun yerini türkü, kopuzun yerini bağlama alıyor ve Türk’ün derdi, tasası bozkırda dile gelmeye devam ediyor. Neydi bozkırın derdi? Neşet Ertaş’ın deyişi ile “Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm…”
Mustafa Çiftçi “Bozkırda Altmışaltı”da Yozgat özelinde bütün bir bozkırı anlatıyor. Yozgatlı olan yazar, memleketine …

"SOKAKTA" - M. ENSAR ÖZDEMİR

Ankara'daki bir vakıf yurdunda uzayıp giden kışa karşı dostlarımız bizi yalnız bırakmıyor bir elimizde çay bir elimizde kitapla hiç gelmeyecek gibi görünen baharı bekliyorduk. Okuyacağımız kitapları gazete okur gibi bir çırpıda okuyup kenara atmamak, üzerine konuşup tartışmak gayesiyle az sayıda öğrencinin oluşturduğu bir grupla her hafta okuyacağımız kitapları belirleyip okuyup ardından tahlilini yapıyorduk. Bir gün ortaya atılan Bahaeddin Özkişi ismi mukabilinde, önce "Köse Kadı" adlı romanı ardından 1975 yılında yayımladığı ve aynı yıl Peyami Safa Roman Yarışması’nda başarı ödülü alan "Sokakta" adlı romanını okumuştuk. İstanbul'daki dostum Enbiya'nın sahaflar çarşısından alıp Cihan'a ve bana armağan ettiği baskısı elime geçince tekrar okuma fırsatı bulmuştum. Okumaya başladığımda ise sanki ilk defa okuyormuşçasına kitabın sonunu merak ediyor sayfalar akıp gittikçe hikâyenin içinde kaybolup kâh komiser kâh arkadaşı oluyordum. Hikâye DEĞİŞİMLE sav…