Ana içeriğe atla

Kayıtlar

DENEME etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

GAZZE'DE ANNE OLMAK - HİDAYET BAĞCI

Dünyada bir ülke, o ülkenin adı Filistin. Filistin’in içinde bir şehir. O şehrin adı Gazze. Gazze’nin sokaklarında bir ev. O evin adı İnanç. İnancın   kapısında bir kilit. Kilidin ucunda bir anahtar. Anahtarın arkasında var bir Kudüs. Evin bahçeye açılan tahta kapısını aralayınca toprağa serilmiş çimenlerin yeşili göze de gönüle de huzur veriyor. Anne bahçenin   ceviz ağacının dalında salıncakta sallanan neşeli çocuklarına seslenirken diğer bir ülkenin Gazze şehrine ait sokaklarında çocuklarının yaşadığından emin olmak için bir annenin şefkat dolu sesi gökyüzünde yankılanıyor. Anne’nin sesi kızına da oğluna da güven veriyor. Küçük bir kız annesinin pişirdiği çorbayı heyecanla içmek için salıncaktan iniyor. Küçük kızın ayakları yeşil çimenlere bastığında abisi kız kardeşini sallamayı bırakıyor. Diğer bir çocuğun ise dünyası değişiyor. Anne her gece sevgiyle okşayıp, öptüğü kahverengi saçlı oğlunu tanıyor. Yerde cansız bir halde yatan oğlunun alın hizasından akan kan damlala...

MÜSLÜMANIN MİSÂK-I MİLLÎSİ - SAMET YURTTAŞ

Modern çağın insanlık için bütün sınırları çizdiği bir dönemdeyiz. Müslümanlar olarak biz modern çağın helali ve haramı gözetmeksizin çizdiği sınırlar içerisinde miyiz? Yoksa kendimize ait bir sınırımız var mı? Müslümanın Misak-ı Millisi neresidir? Müslüman olarak elbette bir sınırımız vardır. Müslüman bir kimsenin Misak-ı Milli sınırları belli bir toprak parçasından ve ırktan bağımsız olarak vardır. Bizim Misak-ı Milli sınırlarımızı belirleyen temel iki kaynak vardır: Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimizin Sünneti. Biz Kur'an-ı Kerim'i ve Peygamber efendimizin sünnetini kendimize kaynak alarak Müslümanın, Müslümanca yaşamanın sınırlarını çizeriz. Sınır dediğimiz, bizim için helal dairesinin bittiği yerdir. Allah'ın bizim için nehyettiği ve yasakladığı her şey bizim sınırlarımızı belirler. Sınır dediğimizde aklımıza Kudüs, Mescid-i Aksa, Müslümanın olduğu her yer, Mazlumların yaşadığı yerler, Müslümanın gözyaşının değdiği topraklar gelmiyorsa Müslümanca bir sınırımız yok d...

"ŞİİR; BİR SAVUNMA BİÇİMİ OLDUĞU KADAR, BİR SALDIRI BİÇİMİDİR DE.” - SİBEL KURT

Ruhumun melodisi şiir ve ona en güzel sözleri yazan Edip Cansever. Benim için şiir; bazen sığındığım bir liman, bazen güzel bir düş, bazen gözyaşı, bazen umut, bazen bir isyan. Şiir; özgürlüktür; söylenmek istenen hiçbir engele takılmadan dökülmelidir söze. Stratejiyi kabul etmemelidir. Yaşadıklarını yazdığını söyler Edip Cansever. Bu kitabı da ona göre dışadönük bir eserdir. Şiirin uçsuz bucaksız derinliklerini yoklamak yerine, yüzeydeki parıltılarını yoğunlaştırmayı, çoğaltmayı seçtiğini söyler. O parıltılar gözlerinizi kamaştırır hemen, onun büyüsünde çabucak hafiflersiniz. Yormaz sizi, her şey gözünüzün önündedir. Yüzeydedir belki ama en derinlere sızar. “Elbette umutsuzluğa düşerim bazen Elbette umutluyum her zaman Neden yazılır bir şiir Neden okunur bunca yazı Çünkü nasıl aşılabilir başkaca İnsanın karmaşıklığı.” İnsan gibidir ş iirleri; umutsuzluk da vardır, umut da. TRT Arşivinde izlemiş olduğum bir röportajında, şair için şöyle söylenir: “Edip Cansever için, umut...

EN İYİ OKUL: TÜRK'ÜN EVİ - ÖMER FARUK DOĞRU

21.yüzyılın en büyük sorunlarından bir eğitim olsa gerek. Eğitim bilimiyle uğraşan insanlar, topluluklar ve devletler hep eğitimin en iyi nasıl verileceğini araştırmaktalar ve bunun üzerine müthiş bir şekilde kafa yoruyorlar.  Tarihe baktığımızda da eğitim konusunda pek çok yazar-çizerlerin bu konuda fikirlerini görürüz. Bu fikirlerden muhtemeldir ki en önemlilerinden bir de doğuştancı yaklaşımdır. Doğuştancı yaklaşım der ki “dünyaya gelen bir çocuğa doğumundan itibaren ne verirseniz verin o verdiğiniz şeyler çocuğun eğitiminde bir yeri vardır.” Eğitim konusunda söz sahibi olan Vygotsky de bu konuda şunları söyler: “Çocuklar okuma yazma becerilerini bir yetişkin ile aralarında oluşan sosyal iletişime ve bu iletişimin etkinlik derecesine göre kazanmaktadırlar.” Tüm bunlara bakıldığında bu eğitim işinde biz Türklerin müthiş bir yeteneği olduğunu görüyoruz. Peki bu fikre nerden varıyorum? Şöyle ki bizim kadim geleneğimizde annelerimiz bizlere daha doğumumuzdan itibaren bizleri uyutmak...

İKİ KİŞİLİK - MUSA YILDIZ

Tamam, minareden atarım da kardeşim aşağı inip tutmam. Hayat sana nasıl açık kapılardan baktı ise, bana tam tersini değil de, dörtte bir tersini yaptı, yani hayat bana hep ığdırık duran kapıdan baktı. Şimdi ığdırık da ne diyeceksin. Evet, bilmemende haklısın. Sanırım yerel bir kelime. … Tamam, bu yöresel bir kelime, bilemeyebilirsin. Ama Maraş’ın da Doğu Akdeniz bölgesinde olduğunu bilmen gerekmez mi? Ne ararsın Türkiye haritasının taa doğusunda? … Tamam, anlıyorum yıl 1981 (bindokuzyüzseksenbir) yani on yedi yıl sonra sizin milenyuma giriyoruz ama modernizenin ölçüsü ne ki? Çağdaşlığın, uygarlığın ölçüsü ne olabilir ki? Hem ben çağdaşlıkla medeniyetin aynı şeyler olduğuna inanmıyorum. … Az mı? Fakültenin birinci sınıfına başlamışsın. Ekmek elden su gölden, oh bolca baba parası. Bol  Kordon sefası, kafeler, barlar gel keyfim gel. Sonra da sosyalist geçinirsiniz. Moda ya, birilerinin bir sınıftan olması. Mesela proleter sınıfı. Sahi sen Hıristiyan-Rum olduğunu...

FERTLERİN HAREKET KABİLİYETİ YA DA "NOOTİİN EDE?" - MUSA YILDIZ

Fertlerin hareket kabiliyetini ölçebilmek hangi bilim dalının konusu. Ya da hangi bilim  dalının haddine, bilemiyorum ama bu konu kişiler arasında hep merak konusu olmuştur. Hani  bu; tabiri caizse gözlemcilik falan değil. Ya da insanların mahrem hayatının faaliyeti gibi  konuları içermez. Sakın ha öyle algılanmasın Allah Muhafaza, Hâşâ Rabbim affetsin. Sadece  Maraş tabiri bir laf gibi NOOTİİN EDE? Sadece kişilerin ne kadar hareket kabiliyeti bulunmakta, caddelerde, sokaklarda  yürüyebiliyorlar mı? Yürüyorlarsa kaç kişiyle yürüyorlardır. Yürürken karşıdan karşıya  bağırarak birbirleriyle selamlaşabiliyorlar mı? Mesela Trabzon Caddesinden geçerken karşı  (Yamaç) taraftan geçen tanıdığını görünce kişi; “nere ede” diye bağırabiliyor mu? Caddenin  ortasında beş altı kişi ile öbekleşip etrafından sürtünerek geçenlere aldırmadan havadan sudan  konuşabiliyorlar mı? Bankalara girebiliyorlar mı? Giriyorlarsa saat kaç sularında giriyorlardır? ...

YÜZÜMÜZÜ AK EDECEK BİR SÖZ - MEMİŞ OKUYUCU

Konuşmanın t emeli düşünmek, düşünebilmek, düşüncelerini dile getirebilmekle başlar. Esası anlaşmak, akletmek ve fikretmektir. Nihayeti duygularımızı, düşüncelerimizi ana dilimiz yoluyla dile getirebilmek, ifadelendirebilmektir.   Ana dilimizin başlangıcı kelimeler, nihayeti duygular, insan, hayat ve neticede tüm evreleri ile bir ömürdür.  Bir medeniyetin gücünü anlatan asıl kuvvet mihrakı,  ana dilinde saklıdır.  Anadilinde eser veren şairlerin, yazarların eserleridir. Ana dili ile duygulardan söze dökülen şiirdir, edebiyattır, sanattır, türküdür, destandır, şarkıdır, bilimdir.   Atalarımızdan bize kalan, asırların ötesine ses ve seda olan, eser ve eserin sahibine hayat veren temel unsur ana dilimizdir.   Türkçe, bütün kültürel birikimimizin yer aldığı milli varlık alanımızdır. Türkçe milletimizin varlık sedasıdır. Türkçe milletimizin medeniyet sancağıdır.  Kamu eğitimc...

SANAT EVVEL, MUHABBET AHİR - fazlı bayram

Şahsiyetsiz adamdan sanatçı olmaz. Kişilerin bildiği doğruluk parametreleri farklı farklı olabilir ama doğru her zaman kendi parametrelerini kullanır. Yani doğrunun kendisi mutlaktır; insanlar yorumlarken kendi müktesebatlarına göre değişik yorumlayabilirler. Sanatçı ise doğruya yanlışa bakmadan hayatı, eşyayı, manayı, fikri ve hakikati sanatı ile yorumlar. Eğer şahsiyet sahibi değilse eserini tamamlamakta bir şey daima eksik kalır. Şahsiyet sahibi sanatçı ise doğrunun parametrelerinin kendine yansıyan tarafını yorumlama erdemini edinmişse eseri bin yıl yaşar, tabi müessiri olarak kendisi de… Sanatçının egosu sanatını geçemez. Bu, gerçek sanatçılar için. Sanatını egosuyla besleyenler ya da egosuna sanatını basamak edenler tez unutulur. Sanatçı egosunu bırakıp da sanatını kainattan beslerse eğer, ya da kainatı ayna yapıp egosunu görürse… Çünkü kainattaki hiçbir varlık insan kadar aciz değil.   Kürkü yok, pençesi yok, savunma sistemi yok, doğar doğmaz yürüyemiyor bile. Ve yazılım...

ÖMÜR - HASAN BAZI

Güneş batıyor, ömür bitiyor. Ve akşamın sessizliğine kalıyoruz garip hayatlarımızla. Bir telaşedir sürüp gidiyor ömürlerimizde. Bir nefes sonrasının hesabını bilemezken koca ömrün hesap cetvelini çıkarıyoruz. Günün yorgunluğunu atmak için gönül yorgunluğunu görmezden geliyoruz. Aklımıza getirmemek için unutuyoruz bazı şeyleri. Bazense unutmak istiyoruz unutamadığımız şeyleri. Bir gülümsemenin arkasına saklıyoruz asırlık dertlerimizi. Bir gülümsemenin ardına gizliyoruz bin yıllık melâlimizi. (Keşke bir gülümsemenin getirdiği mutluluğu bir ömür hayatımıza işleyebilsek...) Uzaktan tınılaşan seslerimiz yüzümüzü örtüyor. Bir kisvedir gönül burukluklarımızın üzerini kaplayacak.  Bir muhabbettir, bir bardak çaydır içimizi ısındıracak. Göz yaşlarımızı gizleyecek bir beyaz güldür karanlıkta.  Bir huzur arıyoruz, içimizi sükûnete erdirecek. Bir mutluluk arıyoruz, hüznümüzü dindirecek. Bir sessizlik arıyoruz bunca kalabalığın içinde kendi sesimizi duymak için. Bu âlemde seyrandayız ken...

HAYATIN TADI TUZUYDU OKUMAK - AHMET DOĞAN İLBEY

İkinci sınıf heveskâr bir kitap okuyucusunun harcıâlem bir okuma mâcerasından birkaç kareyi satırlara döktüğüm için usta kitap okuyucuları ve kitap tiryakileri fakîri affetsinler. Okumak, ibadetlerden sonra en derûnî, en fikirli faaliyettir, yâni tefekkürün yoluna girmektir. Okumaktan gaye en evvel kendi hüviyetine ait değerler dünyasını sahiplenmek, sonra bütün insanlığın derûnunu tanımak. Okurken kendi var oluşumun peşindeyim. Okuyarak tutunduğum dünya derûnumda saklı olan kendi hikâyemdir aslında. Okumaya başladığım her kitapla aradığım dünyanın peşine düşmüş oluyorum. Bir odada kitapların sayfalarında seyahat ettiğimde şahsiyetimi buluyor, gerçek hüviyetimi kazanıyorum. Göz emeği döktüğüm her okuma sırasında iç mâna gözüme de sahip oluyor, hayatın hayhuyundan sıyrılıp fikirli ve edebî bir hayatımın var olabileceğini öğreniyorum.   Boyuma bakmadan okuduğum kitaplar Anlatacaklarımı komik bulmayın; sokağa çıkarken ve işe giderken yanıma birkaç kitap alırım hep. Hân...

PİRUS ZAFERİ - ÖMER FARUK GÜNAY

Telaşlı ve yorucu bir günün üzerine şöyle yumuşak esvaplarımı üzerime geçirip yatağa yüz üstü kapaklanmak, uykusuz başımı yastığa gömer gömmez tahrik ve tatmin edici bir zihin sükûneti içinde kediler  misali mırıl mırıl uykuya dalmayı hayatım boyunca başaramadım. Gözlerini kapar kapamaz uyuyabilen insanlara hakikaten hayranlık duyuyorum. Bazı geceler iki saati bulabilen debelenmelerin ardından zihindeki bir anlık boşluktan istifade edip uykuya dalabilirsem ne âlâ. Dün geceki mücadelem yine bu minvaldeydi. İnatçı zihnim bir türlü uykuya dalmama müsaade etmiyordu. Yenildim. Kalktım merhum Menderes'in Yassıada’da yargılanışını seyrettim. Gece gece Türk siyasi tarihinde ahkam keserek dolaşıyordum. Büsbütün kaçtı uykum. Doğruldum, rafa uzandım; birkaç kitap sayfası karıştırdıysam da diş geçiremeyeceğimi fark edince onu da kenara bıraktım. Eni sonu tütün kesesiyle göz göze geldik. Kalktım şümullü bir tütün sardım kendime. Fakat uyku hala ufukta gözükmüyordu. En iyisi mi mutad işlere dev...