Ana içeriğe atla

Kayıtlar

HİKÂYE HEYBESİ etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MAGURUS'UN ARKA KOLTUĞUNDAKİLER (ARZ-I HAL) - MEHMET MUHARREMOĞLU

Muhterem efendim. Ulaşmak istediğimiz bir Menzil vardı: İlim yolcularıydık. Denkler dizilmiş, develer hazırlanmıştı. Kendimizden büyük ideallerimiz vardı. Heyecanlıydık. Okuyup adam olacaktık. Memleket omuzlarımızda yükselecekti. Bu halimizle kendimizi Kürşad'ın askerleri gibi hissediyorduk. Erkenden kalktık o gece. Zorlu bir yolculuğa çıkacaktık. Ama uyku nerde? Sabah yıldızını bekleyecektik artık. Ne uzun ve ne karanlık gece idi Rabbim! Birden bulutlar sarmıştı etrafımızı. Yoksa yolculuk ertelenecek miydi? Bu havada çıkarsak yolumuzu kaybedebilirdik. Kara bulutlar iyiye alamet değildi. Üstelik yolumuz çetindi. Bekliyorduk; sabırsızlıkla ve heyecanla. "Ve bir yıldız doğdu geceden". Vakti bilmiyorduk; sandık ki sabah yıldızıdır. "Çıkılan yoldan dönülmezdi" değil mi efendim? Kürşad da böyle demişti erlerine. Bir defa develer hazırlanmış, kalemler kuşanılmıştı. Yükledik develeri: "Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle". Yola çıktık böylec...

ALTMIŞBİRİNCİ SİMİT - MEHMET MUHARREMOĞLU

-Simitciiiiiiiiiiiiiiiiiii... Tazee simiiit vaaar! Simit tepsisi başımın üstünde İtfaiye'nin arkasındaki Alamancı evlerinin bulunduğu sokaklardan birine girmiştim. Bu sokaklar simitçiler için iyi bir pazardı. Bu mahallenin çocukları nazlı çocuklardı. "Simitçi" ünlemesini duyar duymaz pencerelere dayanır ve annelerine simit aldırırlardı. En çok simidi bu sokaklarda satardım ben. O gün de tepside kalan son birkaç simidi tüketmek için girmiştim o sokağa. *** Simit satmayı ben istemiştim. Annem güvenmedi önce. "Sen küçüksün, satamazsın, beceremezsin" dedi. Ağlayıp zırlayınca mesele babama gitti. Babam, "bırak satsın çocuk", dedi. "Harçlığını çıkarsın hiç değilse". Abim, mahalledeki fırına söylemiş. "Salih gelecek Mahmut Usta, ona beş on simit ver satsın" demiş. Mahmut Usta da "Olur ede, gönder çocuğu" demiş. Simitçilik maceram böylece başlamıştı. Ertesi gün fırına gittim, "Ben Hasan Usta'nın oğluyum" dedim. Do...

HASAN KEKLİKCİ HİKÂYESİ - HASAN EJDERHA

Hasan KEKLİKCİ’nin yazdığı hikâyeler kadar, kendisi de baştan başa bir hikâye… İşte bu asıl hikâyede baştan beri ben de varım. Köyden ortaokulu okumak için benden bir sene önce Pazarcık ilçesine halasına giden Keklikci, benim ortaokula başladığım sene tekrar Şehr-i Maraş’a, kendisinin yaşadığı yalnızlığı ben yaşamayayım diye yazıldığım ortaokula döndüğünde benim gurbetim sona ermişti adeta… Biz hem okuyan hem de çalışan öğrencilerdik. Doğrusu buna mecburduk. Benim Keklikci’ye, Keklikci’nin de küçük kardeşine çıraklık ettiği bir marangoz atölyesinde çalıştığımız yıllardı: Keklikci, “Yirmi Liralık Özüm” diye bir şiir yazmıştı. Şiir o kadar hoşuma gitmişti ki o günden itibaren ben de şiir yazmaya karar vermiştim. Keklikci de ben de hep garipliğimizin, fakirliğimizin ve buradan neşet eden hüznün hikâyesini yazdık. Hasan KEKLİKCİ gazetelerde köşe yazısı yazdığı yıllarda bile garipliğimizin hüznünü yazıyordu. En sert mevzuda bir yazı kaleme almışsa bile satır aralarında içten içe bir...