Ana içeriğe atla

Kayıtlar

BAHAEDDİN ÖZKİŞİ etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BİR KEŞFİN HİKÂYESİ – NEVZAT KÖSOĞLU

Sizi biraz daha yakın zamanlara getireyim; bu, Ötüken Yayınevi'ndeki editörlük çalışmalarımızın bir hikâyesidir. Kitap okumak güzel şeydir de bir amatörün çiziktirdiklerini editör sıfatıyla okumak çok sıkıntılıdır. Yazan yahut size sunan kişi, aslında kitabın değerine çoktan inanmıştır da nezaketen yahut övünmüş olmamak için şuna bir bakın bakalım yayımlanmaya değer mi diye dosyayı önünüze koyar. Arada hiçbir hatır gönül olmasa da bu dosyaları, acaba dişe dokunur bir şey bulabilir miyim diye sabrımın başına vura vura okumuşumdur. Hayır, sonuna kadar okuyamadıklarım da vardır; öyle ki rahmetli Galip (Erdem) ağabeyin deyişiyle, silah zoruyla bile okunamazlar. Sezar'ın yakınlarından biri varmış, ölüm döşeğindeyken "Sezar, demiş sana bütün haklarımı helal ettim de o berbat şiirlerini dinlemek zorunda kalışımı bir türlü affedemiyorum!..." Adamın canı ne kadar yanmış anlayın... Güzel bir hikâyeye hatta ümit vadeden bir cümleye rastlamak bile beni heyecanlandırmıştır...

BAHAEDDİN ÖZKİŞİ - M. ENSAR ÖZDEMİR

Hakkında yazılıp çizilenler bir elin parmağını geçmediğinden biyografik bilgi dışındaki malumatlara maalesef sadece birkaç arkadaşı, dostu ve eşi sayesinde ulaşabildiğimiz ve Türk edebiyatında hak ettiği değeri bulamadığına inandığımız Bahaeddin Özkişi hakkında, özellikle ‘ben edebiyatla ilgileniyorum, hikâye okuyorum’ deyip de adını dahi duymamış olanlara ithafen bir yazı yazma ihtiyacı hissettik. Öncelikle teknik bilgi mahiyetinde birkaç cümle ile anlatmak gerekirse Bahaeddin Özkişi 1928'in Haziran ayında İstanbul'un Fatih semtinde dünyaya geldi. Babası Manisa'nın Demirci İlçesi'nin Nakşi şeyhlerinden Hacı Halit Efendi'nin oğlu, Fatih müderrisi Ömer Lütfi Efendi'dir. İlkokulu İstanbul'da 20. Yıl İlkokulunda (1939) okudu. Şimdiki adı Ahmet Rasim Lisesi olan Karagümrük Ortaokulundan (1942) mezun olduktan sonra Sultanahmed Sanat Enstitüsü'ne kaydoldu. İlk yazılarını bu okulda gerçekleşen patlamadan dolayı ölen ve yaralanan arkadaşlarından etkilene...

"SOKAKTA" - M. ENSAR ÖZDEMİR

Ankara'daki bir vakıf yurdunda uzayıp giden kışa karşı dostlarımız bizi yalnız bırakmıyor bir elimizde çay bir elimizde kitapla hiç gelmeyecek gibi görünen baharı bekliyorduk. Okuyacağımız kitapları gazete okur gibi bir çırpıda okuyup kenara atmamak, üzerine konuşup tartışmak gayesiyle az sayıda öğrencinin oluşturduğu bir grupla her hafta okuyacağımız kitapları belirleyip okuyup ardından tahlilini yapıyorduk. Bir gün ortaya atılan Bahaeddin Özkişi ismi mukabilinde, önce "Köse Kadı" adlı romanı ardından 1975 yılında yayımladığı ve aynı yıl Peyami Safa Roman Yarışması’nda başarı ödülü alan "Sokakta" adlı romanını okumuştuk. İstanbul'daki dostum Enbiya'nın sahaflar çarşısından alıp Cihan'a ve bana armağan ettiği baskısı elime geçince tekrar okuma fırsatı bulmuştum. Okumaya başladığımda ise sanki ilk defa okuyormuşçasına kitabın sonunu merak ediyor sayfalar akıp gittikçe hikâyenin içinde kaybolup kâh komiser kâh arkadaşı oluyordum. Hikâye DEĞİŞİM...

KÖSE KADI VEYA "KAN ANCAK İNANÇLA DEVREDERSE İKLİMİNİ BULUR." - M. CİHAN ALLİŞ

  Ankara’nın soğuk mevsimlerinde dostlarla “birlikte kitap okuyalım” dedik. Kitabın belirlenmesi oldukça uzun sürdü. Araya farklı muhabbetler, çaylar, dumanlar karıştı. Şair bir dost tozlanmış bir sırrı ortaya çıkarır gibi “Bahaeddin Özkişi” ismini zikretti. Birçoğumuzun ilk defa duyduğu Bahaeddin Özkişi’nin Köse Kadı kitabı bir hafta içerisinde hepimizin elindeydi. Okumaya başlayanlarımız kitabı belden yukarıda taşıyorlardı. Adilhan’daki sahaflardan alınan aynı kitabın birbirinden farklı baskıları masamızı oldukça renklendiriyordu. Bendeki baskı yeni sayılırdı. Köse Kadı’nın devamı niteliğinde olan Uçtaki Adam kitabı ile beraber almıştım. Sonraları Erzincan’daki dostum Miraç’tan 1974 baskı, yeşil kapaklı bir Köse Kadı hediyesi aldım. Dededen toruna öğretmen bir ailenin kitaplığından çıkıp elime konmuş kıymetli bir hediyeydi. İlk sayfasında kitabın son sahibi olan torunun ve babasının isimleri yazılıydı. Bir heves tekrar başına oturdum kitabın. “Yağmur, üç gündür devam ediy...

BAHAEDDİN ÖZKİŞİ VE GÖÇ ZAMANI - MİRAÇ DOĞANTEKİN

Erzincan'daki sahafta rastlamıştım kitabına. Daha önce sadece adını bildiğim bu adamın iki kitabını hiç düşünmeden almıştım. Aldığım kitaplardan birini hiç okumadan elden çıkarmış diğerini ise asla bitiremeyerek iki sene çantamda taşımıştım. İlk hikayesini okuduğumda bir göçten bahsedeceğini düşünmüş ve seçtiği özne adlarından ötürü onu Tanrı Dağı Türkçülerinden ilan etmiştim. Tüm sırlarını çözmüş olmanın verdiği gururla kitabı bir kenara kaldırmış, yazarın tabiriyle “hınzırca” bir hisle konunun üzerini kapatmıştım. Bir sene sonra bazı dürtülerle kitabı tekrar elime aldığımda evimde bir yer keşfetmenin verdiği heyecana benzer bir heyecan ve mutluluk yaşadım. Her yeni sayfada intikam dolu gülüşlerle yanılgımın tadını çıkartıyordum. Kışlak kahvemde kitabı okuyor yazlık kahvemde notlar alıp heyecanımı atıyordum. Diliyle Anadolu öykücülüğüne yakın dursa da “Palto” gibi monologlarla örülü karmaşık hikâyeleriyle dönemini yakalıyor hatta üstüne çıkıyordu. Pek çok hikâyecide yakaladığım ...