Çocukluğumuzun ve ilk gençliğimizin değişmezlerindendir üç numara saçlar. Bir kuaförün önünde oturup da uzun uzun saçımızı nasıl kesmesi gerektiğini anlatmak gibi bir lüksümüz olmadı hiç. Tek bir cümle sarf ettik. Kısa ve basit bir cümlecik; ''üç numara olsun''. İstenmeden söylenmiş, ağız ucuyla, kısık bir sesle, yarım yamalak söylenmiş bir cümlecik. Bazen hiçbir şey söylememizi gerektirmeyecek kadar belli olurdu saçlarımızı nasıl kestirmek istediğimiz. Aslında istemek değil de zorunluluk demek daha doğru. Makineyi al ve saçların dibinden gir. Berberler anlarlardı bunu. Bakışlarımızdan, duruşumuzdan, yürüyüşümüzden, sıra beklerken oturuşumuzdan. Saçları üç numara kesilecek çocuklardan, gençlerden olduğumuzu daha söylemeden anlarlardı berberler. Kendileri için de kolay nasıl olsa. Model yapmak, şekil vermek yok. Üç numara işte! Makinenin girdiği gibi... Ailelerimiz böyle istiyordu. Öğretmenlerimiz, okul idaresi böyle istiyordu. Kurstaki hocalarımız böyle istiyor...