Ana içeriğe atla

Kayıtlar

SAMET YURTTAŞ etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MÜSLÜMANIN MİSÂK-I MİLLÎSİ - SAMET YURTTAŞ

Modern çağın insanlık için bütün sınırları çizdiği bir dönemdeyiz. Müslümanlar olarak biz modern çağın helali ve haramı gözetmeksizin çizdiği sınırlar içerisinde miyiz? Yoksa kendimize ait bir sınırımız var mı? Müslümanın Misak-ı Millisi neresidir? Müslüman olarak elbette bir sınırımız vardır. Müslüman bir kimsenin Misak-ı Milli sınırları belli bir toprak parçasından ve ırktan bağımsız olarak vardır. Bizim Misak-ı Milli sınırlarımızı belirleyen temel iki kaynak vardır: Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimizin Sünneti. Biz Kur'an-ı Kerim'i ve Peygamber efendimizin sünnetini kendimize kaynak alarak Müslümanın, Müslümanca yaşamanın sınırlarını çizeriz. Sınır dediğimiz, bizim için helal dairesinin bittiği yerdir. Allah'ın bizim için nehyettiği ve yasakladığı her şey bizim sınırlarımızı belirler. Sınır dediğimizde aklımıza Kudüs, Mescid-i Aksa, Müslümanın olduğu her yer, Mazlumların yaşadığı yerler, Müslümanın gözyaşının değdiği topraklar gelmiyorsa Müslümanca bir sınırımız yok d...

ÖLÜMÜN MAVİLİĞİNDEN DOĞAN BOSNA - SAMET YURTTAŞ

Yıl bin dokuz yüz doksan beş Kanlı temmuzun on biri Soykırım renginde doğarken güneş *"Semaya açılır annelerin elleri" Hafızayı ve acıyı dinç tutan On bir yapraklı çiçek gibi   Barış masasından kalkan tankların Haç takılmış namlusuna Mostar'ın üstünde hilal gibi Parlarken Aliya *Kolo dansı yapan garbın Kanlı bir yürüyüşüdür bu Drina'dan Srebrenitsa'ya   Sen ki Ey ölümün maviliğinden doğan Bosna Morfo kelebeklerin kanatlandıkça Toplu mezarlarından ağıtlar yükselir Şimdi mavi bir acıdır Saraybosna Kan dahi mavidir Durmadan akar halkın damarlarında   *Kolo: Yugoslavya milli dansı *“Semaya açılır annelerin elleri”: Srebrenitsa çiçeği

BÜTÜN CADDELER AYIPLANIR - SAMET YURTTAŞ

Bütün caddeler ayıplanır elbet Yorgun bir işçinin nefesine Ekmek bandıran dilencinin gözünde Bütün caddeler ayıplanır elbet Memurların ütülü kıyafetler içinde  Modern adımları duyulsun diye Bütün caddeler ayıplanır elbet Tonajı yüksek kamyonetler İz bırakırken asfaltın yüreğinde Bütün caddeler ayıplanır elbet Kaldırımların yalnızlığını  Bastonla terbiye eden yaşlıların dilinde Bütün caddeler ayıplanır elbet Betona isyan eden çiçeğin Güneşe hasret gözlerinde Ve bütün caddeler ayıplanır elbet Duvarlara şiir yazan ergenin Savrulan saç telleriyle     

BİR SEBİL OLSAM - SAMET YURTTAŞ

Bir sebil olsam  Yudumlasa yaralı kuşlar beni Güvercinler haber getirse senden Yolların tozunu yutan ayaklarıyla Son durakları ben olsam  Aşka susamışların Yudumlasa insanlar beni Kuru dudaklarından Bir sebil olsam  Kar altında donmadan akan Bir çocuk uzatıp yıkasa  Oyunla kirlettiği elini Bir ihtiyar duraklasa  Okusa üzerime işlenmiş kelimeyi Bir sebil olsam aksam Zaman kadar hırslı ve öfkeli

ŞİİRİM DİLEK AĞACINDA KALDI - SAMET YURTTAŞ

Uyku denen illetle ne zaman tartışsak  Valizimi toplayıp kaçıyorum Başıma musallat cinlerle Gözümü uykuya açıyorum Aklımdaki gök bir gürlese Üzerine yorgan çekiyor yıldızlar Üzerimde bir tank hissediyorum Yıldızın kaymasıyla Şiirimi dilek ağacına bırakıyorum Kayan yıldızın sönmesiyle Dokunmak istiyorum artık Dokunsam dokunsan dokunsanız Münzevi düşüncelere  Çırpınan kanla bağdaş kurup Otursak bir masaya Çay sigara sen ve mecmua  Anlatsa yıldızlı gök yaşadığı dramı Sen sonbaharı ben batan İlk ayı  Dur kaldıramam bütün bunları Şiirim dilek ağacında kaldı

KIVILCIM BAKIŞLI DOST - SAMET YURTTAŞ

Dünya'nın alışılmışlığına isyan olmalı Çocukluğunu yaşayamayan  Odunsu gövden. Gözlerinde aykırı iki gezegen , Sürekli güneşin  tersine dönen . Sen alışılmışlıkların mızraksı hali Gökten göğsümüze inen  Kıran ,yıkan ve inciten... Kanayan bir şeyler var sende  Bunaltılı akşamlarda baş gösteren  Ayaklarında inat adımları  Ancak mağara altlarının  Tenhalığında beliren. Dudaklarında Diyarbekir'den kalma  Kutsal ateş Cigaranı alevlendiren. Sen tersliğin son hasatçısı, Son verimi, son tırpan sallayıcı Kıvılcım bakışlı ,  Geceyi aydınlatan yıldızların kırgınlığı.

SAMANYOLU'NDAN AVUÇLARIMA DÜŞEN RAHMET - SAMET YURTTAŞ

Sen gülünce Yörüngesinden çıkar dünya Silinir bilindik ne kadar yasa varsa Samanyolu'ndan  düşersin Rahmet bekleyen avuçlarıma. Sen gülünce  Yıldızlar demir atar karaya Ay tutulur gülüşündeki sırra Cebimde hüzünlü satırlarla Sığınırım en kuytu limana Sendeki bu güzelliği sığdıramam Aciz mısraların arasına. Sen gülünce Bir tren paslı sesiyle Yırtar bozkırın suskun bekleyişini Rayların dilinden kopan mani Savrulan bir yaprak misali Deler toprağın yumuşak yüreğini.