Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ŞİİR etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

DİRİM RİSALESİ - FERHAT ALTUN

                                 -yaşayanlara- 1. ölüm bahtiyar yokuşuna yukarıdan gelir göğsünde biten çiçekler öksüzdür şimdi insan her şeye tam zamanında geç kalır gül bahçesi olur kabri ihtiyar çocukların ölüm bahtiyar yokuşuna yukarıdan gelir 2. ağzı açılınca gülce konuşurdu içlerinden biri konuşunca gül dökülürdü dudaklarından gül dikenleriyle terbiye ederdi dünyayı biri gül ezgisiyle gülce söylerdi söylediklerini ağzı açılınca gülce konuşurdu içlerinden biri gülü gülce tercüme ederdi içlerinden biri tamburdan mevsimler devşirirdi güldü mü dişleriyle demir döverdi kanıyla emzirirdi  yoldaşı çiçekleri gülü gülce tercüme ederdi içlerinden biri biri başını uzattı devrilen göğe türküler söylerdi gül ezgileriyle çaldığı gül söylediği gül sustuğu gül ve inatla dünyaya vermedi başını biri başını uzattı devrilen göğe biri gülce susardı öyle vakur gül ikram ederdi gü...

"ŞİİR; BİR SAVUNMA BİÇİMİ OLDUĞU KADAR, BİR SALDIRI BİÇİMİDİR DE.” - SİBEL KURT

Ruhumun melodisi şiir ve ona en güzel sözleri yazan Edip Cansever. Benim için şiir; bazen sığındığım bir liman, bazen güzel bir düş, bazen gözyaşı, bazen umut, bazen bir isyan. Şiir; özgürlüktür; söylenmek istenen hiçbir engele takılmadan dökülmelidir söze. Stratejiyi kabul etmemelidir. Yaşadıklarını yazdığını söyler Edip Cansever. Bu kitabı da ona göre dışadönük bir eserdir. Şiirin uçsuz bucaksız derinliklerini yoklamak yerine, yüzeydeki parıltılarını yoğunlaştırmayı, çoğaltmayı seçtiğini söyler. O parıltılar gözlerinizi kamaştırır hemen, onun büyüsünde çabucak hafiflersiniz. Yormaz sizi, her şey gözünüzün önündedir. Yüzeydedir belki ama en derinlere sızar. “Elbette umutsuzluğa düşerim bazen Elbette umutluyum her zaman Neden yazılır bir şiir Neden okunur bunca yazı Çünkü nasıl aşılabilir başkaca İnsanın karmaşıklığı.” İnsan gibidir ş iirleri; umutsuzluk da vardır, umut da. TRT Arşivinde izlemiş olduğum bir röportajında, şair için şöyle söylenir: “Edip Cansever için, umut...

MENKIBE - AHMET ENBİYA UZDİL

Bir kaya koptu Yuvarlandı Kapandı Mağaranın ağzı Hapsoldum Yakarışıma katık yapacak Azığım yok Kalmadı senden sığınacağım bir hayal Mağaradayım ve yalnızım Her şey, hiçbir şeyle iç içe Artık ne önemi var diyorum Mahşer koptu Ve Bana dokunmadın Devrilmedi üzerime bir dağ Boğmadı su Yakmadı ateş Ama kalmadı yeryüzünde Tek bir ayak sesi de Yine de ben anlamadım Madem yalnız istiyordun Ve madem Nereye gidersem gideyim Tutup tutup aynı yerden yeniden başlayacaktım Neden gezdim bunca zaman boşlukta Neden koptu tufan Ben gemideyken Böyle yazdım ve durdum Sol cebimde iki paket vardı Birini açtım Boş! Dedim ya Anlamıyorum bu işlerden Yine de Söyle ne olur Ne yapmalıyım

ÖLÜMÜN MAVİLİĞİNDEN DOĞAN BOSNA - SAMET YURTTAŞ

Yıl bin dokuz yüz doksan beş Kanlı temmuzun on biri Soykırım renginde doğarken güneş *"Semaya açılır annelerin elleri" Hafızayı ve acıyı dinç tutan On bir yapraklı çiçek gibi   Barış masasından kalkan tankların Haç takılmış namlusuna Mostar'ın üstünde hilal gibi Parlarken Aliya *Kolo dansı yapan garbın Kanlı bir yürüyüşüdür bu Drina'dan Srebrenitsa'ya   Sen ki Ey ölümün maviliğinden doğan Bosna Morfo kelebeklerin kanatlandıkça Toplu mezarlarından ağıtlar yükselir Şimdi mavi bir acıdır Saraybosna Kan dahi mavidir Durmadan akar halkın damarlarında   *Kolo: Yugoslavya milli dansı *“Semaya açılır annelerin elleri”: Srebrenitsa çiçeği

KERHEN YAŞAMAK - AHMET TURAN BAYRAKTAR

Yollara koyulduk bir pîrin ardında Diz dize kol kola Küllükler tütünler hep ortada Kimimiz on beşinde kimimiz yetmişinde Kimin nasibinde Dönemeci kaç ise Ey Halleşmek üzere; dildaşlar, yarenler, ey dostlar Tütün barak tütün bozlak tütün hoyrat Tütün diyorsam dumanında ağıtlar Yanışında gurbetler İki dağın arasında Ardı cennet arkası muhabbet Dostsuz gurbetler O gurbetler ki “Dostun yüzü, dostun sesi Dostun bir an olsun gülümsemesi” Nüzul et ya rab Sızlamaktan kalmadı benim Ne çaram Ne de galan biriktirmediğim hatıram   Medet Ya Hızır Şeyhim Ya Himmet dedim El açıp üçlerden yedilere Kırkına gelmeden gurbeti bitenlere Gurbette beni gülsüz bırakanlara Ah ölmeden varsam cennet mekana “Ağır oldu” demenin tövbesiyle Varıp da yanaşsam dostun yanına O dost ki Kevser sanır karışır göz yaşlarıma Bense bir aleyhe karışırcasına Karışırım bütün hatıralarla toprağa   Şimdi hatıramı kim dinler benim Biz dağın başındayken ...

BÜTÜN CADDELER AYIPLANIR - SAMET YURTTAŞ

Bütün caddeler ayıplanır elbet Yorgun bir işçinin nefesine Ekmek bandıran dilencinin gözünde Bütün caddeler ayıplanır elbet Memurların ütülü kıyafetler içinde  Modern adımları duyulsun diye Bütün caddeler ayıplanır elbet Tonajı yüksek kamyonetler İz bırakırken asfaltın yüreğinde Bütün caddeler ayıplanır elbet Kaldırımların yalnızlığını  Bastonla terbiye eden yaşlıların dilinde Bütün caddeler ayıplanır elbet Betona isyan eden çiçeğin Güneşe hasret gözlerinde Ve bütün caddeler ayıplanır elbet Duvarlara şiir yazan ergenin Savrulan saç telleriyle     

BİR SEBİL OLSAM - SAMET YURTTAŞ

Bir sebil olsam  Yudumlasa yaralı kuşlar beni Güvercinler haber getirse senden Yolların tozunu yutan ayaklarıyla Son durakları ben olsam  Aşka susamışların Yudumlasa insanlar beni Kuru dudaklarından Bir sebil olsam  Kar altında donmadan akan Bir çocuk uzatıp yıkasa  Oyunla kirlettiği elini Bir ihtiyar duraklasa  Okusa üzerime işlenmiş kelimeyi Bir sebil olsam aksam Zaman kadar hırslı ve öfkeli

ŞİİRİM DİLEK AĞACINDA KALDI - SAMET YURTTAŞ

Uyku denen illetle ne zaman tartışsak  Valizimi toplayıp kaçıyorum Başıma musallat cinlerle Gözümü uykuya açıyorum Aklımdaki gök bir gürlese Üzerine yorgan çekiyor yıldızlar Üzerimde bir tank hissediyorum Yıldızın kaymasıyla Şiirimi dilek ağacına bırakıyorum Kayan yıldızın sönmesiyle Dokunmak istiyorum artık Dokunsam dokunsan dokunsanız Münzevi düşüncelere  Çırpınan kanla bağdaş kurup Otursak bir masaya Çay sigara sen ve mecmua  Anlatsa yıldızlı gök yaşadığı dramı Sen sonbaharı ben batan İlk ayı  Dur kaldıramam bütün bunları Şiirim dilek ağacında kaldı

KIVILCIM BAKIŞLI DOST - SAMET YURTTAŞ

Dünya'nın alışılmışlığına isyan olmalı Çocukluğunu yaşayamayan  Odunsu gövden. Gözlerinde aykırı iki gezegen , Sürekli güneşin  tersine dönen . Sen alışılmışlıkların mızraksı hali Gökten göğsümüze inen  Kıran ,yıkan ve inciten... Kanayan bir şeyler var sende  Bunaltılı akşamlarda baş gösteren  Ayaklarında inat adımları  Ancak mağara altlarının  Tenhalığında beliren. Dudaklarında Diyarbekir'den kalma  Kutsal ateş Cigaranı alevlendiren. Sen tersliğin son hasatçısı, Son verimi, son tırpan sallayıcı Kıvılcım bakışlı ,  Geceyi aydınlatan yıldızların kırgınlığı.

RÜYADA SÖYLENMİŞ MISRALAR - FERHAT ALTUN

-Bu bahçe gözlerimdir Gözlerim kan kuyusu- Bir acıyla aralanır hep Kuruyup kalma ümidiyle kapanan bütün gözler Bir acı  Kalmışsa yaşanmadık

SAMANYOLU'NDAN AVUÇLARIMA DÜŞEN RAHMET - SAMET YURTTAŞ

Sen gülünce Yörüngesinden çıkar dünya Silinir bilindik ne kadar yasa varsa Samanyolu'ndan  düşersin Rahmet bekleyen avuçlarıma. Sen gülünce  Yıldızlar demir atar karaya Ay tutulur gülüşündeki sırra Cebimde hüzünlü satırlarla Sığınırım en kuytu limana Sendeki bu güzelliği sığdıramam Aciz mısraların arasına. Sen gülünce Bir tren paslı sesiyle Yırtar bozkırın suskun bekleyişini Rayların dilinden kopan mani Savrulan bir yaprak misali Deler toprağın yumuşak yüreğini.