Ana içeriğe atla

Kayıtlar

TANRI DAĞLARINDAKİ SIR; NUH’UN GEMİSİ - Ö. FURKAN TURNA

Söylenegelenlerin aksini söyleyebilir miyiz? Şayet söyleyeceksek böyle şeyleri biz bize nasıl anlatmalıyız? Haykırsak ürker muhatabımız; mırıldansak kâle alınmaz en mukaddes sırrımız bile… Bu sebeptendir ki sakin ve duru anlatmak gerekir. Yazarımız Emre Özdoğan, bir sağlık memurudur. Hepimize ait bazı tanımlar onda öyle karşılıklar bulmuş olacak ki; damağında kalan tatların, belki binlerce yıllık sancısının dürtüsüyle korku ve heyecanla karışık bir maceraya atılır. Menzil TANRI DAĞLARI’dır, bütün parası memur maaşıdır ve vakti yıllık izni kadar kısıtlıdır. Maceralarını ve araştırmalarını bu kitapla bize anlatır. Kitap, üç ana bölümden oluşmaktadır. 1.NİÇİN ARANILAN YERLERDE DEĞİL? Atamız Hz. Nuh’un gemisinin nerede olduğuna dair türlü türlü rivayetler bulunmaktadır. Kimi ilahi kitaplardan çıkarımlar, kimi binlerce yıllık anlatılar, efsaneler, mitler, daha neler neler… Amerikalı dernekler ve vakıflar, astronotlar, Türk gezginler, Rus askerler, Fransız keşif ekipleri, Alm...

FERTLERİN HAREKET KABİLİYETİ YA DA "NOOTİİN EDE?" - MUSA YILDIZ

Fertlerin hareket kabiliyetini ölçebilmek hangi bilim dalının konusu. Ya da hangi bilim  dalının haddine, bilemiyorum ama bu konu kişiler arasında hep merak konusu olmuştur. Hani  bu; tabiri caizse gözlemcilik falan değil. Ya da insanların mahrem hayatının faaliyeti gibi  konuları içermez. Sakın ha öyle algılanmasın Allah Muhafaza, Hâşâ Rabbim affetsin. Sadece  Maraş tabiri bir laf gibi NOOTİİN EDE? Sadece kişilerin ne kadar hareket kabiliyeti bulunmakta, caddelerde, sokaklarda  yürüyebiliyorlar mı? Yürüyorlarsa kaç kişiyle yürüyorlardır. Yürürken karşıdan karşıya  bağırarak birbirleriyle selamlaşabiliyorlar mı? Mesela Trabzon Caddesinden geçerken karşı  (Yamaç) taraftan geçen tanıdığını görünce kişi; “nere ede” diye bağırabiliyor mu? Caddenin  ortasında beş altı kişi ile öbekleşip etrafından sürtünerek geçenlere aldırmadan havadan sudan  konuşabiliyorlar mı? Bankalara girebiliyorlar mı? Giriyorlarsa saat kaç sularında giriyorlardır? ...

BİR USANMAZ OZAN İÇİN - ALİ AYÇİL

Ey görklü derviş, ey büyük ozan!... Bugüne kadar, senin bıraktığın bozkırlara senin gönül pencerenden bakmak nasip olmadı bana! Evet, ben de geçtim geçtiğin bozkırlardan... Ama yüzyılların dirençsizliğini, yıkık döküklüğünü modern zamanlara tutuşturan bu kararsız şehirleri, bu bitkin kasabaları kâh bir acımayla, kâh bir isyanla seyrettim o kadar. O kadardı gençliğimin merceği... Zamanı okumaktan, halkı yorumlamaktan, onu sayısız çileye rağmen asırlarca ayakta tutan sebepleri yoklamaktan uzaktım. Artık ilk gençlik yıllarım geride kaldı; yalnızca satıhtaki bozukluklar üzerine konuşan o toy yanlarım terk etti beni. Bugün, yaşadığım toprakların hem tarihi, hem talihi üzerine düşünürken, bütün açıklamaların kavşağında, sultanların, beylerin, bitip tükenmeyen savaşların ya da bitkin bir halkın değil de, senin durduğunu biliyorum. Biliyorum ki, “darı”ya hâlâ “darı” diyorsak ve hâlâ bir “sarı çiçek”le konuşmayı umuyorsak, senin kayıta ihtiyaç duyulmayan okulun sayesindedir... Oysa ben...

YÜZÜMÜZÜ AK EDECEK BİR SÖZ - MEMİŞ OKUYUCU

Konuşmanın t emeli düşünmek, düşünebilmek, düşüncelerini dile getirebilmekle başlar. Esası anlaşmak, akletmek ve fikretmektir. Nihayeti duygularımızı, düşüncelerimizi ana dilimiz yoluyla dile getirebilmek, ifadelendirebilmektir.   Ana dilimizin başlangıcı kelimeler, nihayeti duygular, insan, hayat ve neticede tüm evreleri ile bir ömürdür.  Bir medeniyetin gücünü anlatan asıl kuvvet mihrakı,  ana dilinde saklıdır.  Anadilinde eser veren şairlerin, yazarların eserleridir. Ana dili ile duygulardan söze dökülen şiirdir, edebiyattır, sanattır, türküdür, destandır, şarkıdır, bilimdir.   Atalarımızdan bize kalan, asırların ötesine ses ve seda olan, eser ve eserin sahibine hayat veren temel unsur ana dilimizdir.   Türkçe, bütün kültürel birikimimizin yer aldığı milli varlık alanımızdır. Türkçe milletimizin varlık sedasıdır. Türkçe milletimizin medeniyet sancağıdır.  Kamu eğitimc...

SANAT EVVEL, MUHABBET AHİR - fazlı bayram

Şahsiyetsiz adamdan sanatçı olmaz. Kişilerin bildiği doğruluk parametreleri farklı farklı olabilir ama doğru her zaman kendi parametrelerini kullanır. Yani doğrunun kendisi mutlaktır; insanlar yorumlarken kendi müktesebatlarına göre değişik yorumlayabilirler. Sanatçı ise doğruya yanlışa bakmadan hayatı, eşyayı, manayı, fikri ve hakikati sanatı ile yorumlar. Eğer şahsiyet sahibi değilse eserini tamamlamakta bir şey daima eksik kalır. Şahsiyet sahibi sanatçı ise doğrunun parametrelerinin kendine yansıyan tarafını yorumlama erdemini edinmişse eseri bin yıl yaşar, tabi müessiri olarak kendisi de… Sanatçının egosu sanatını geçemez. Bu, gerçek sanatçılar için. Sanatını egosuyla besleyenler ya da egosuna sanatını basamak edenler tez unutulur. Sanatçı egosunu bırakıp da sanatını kainattan beslerse eğer, ya da kainatı ayna yapıp egosunu görürse… Çünkü kainattaki hiçbir varlık insan kadar aciz değil.   Kürkü yok, pençesi yok, savunma sistemi yok, doğar doğmaz yürüyemiyor bile. Ve yazılım...

ŞİİRİM DİLEK AĞACINDA KALDI - SAMET YURTTAŞ

Uyku denen illetle ne zaman tartışsak  Valizimi toplayıp kaçıyorum Başıma musallat cinlerle Gözümü uykuya açıyorum Aklımdaki gök bir gürlese Üzerine yorgan çekiyor yıldızlar Üzerimde bir tank hissediyorum Yıldızın kaymasıyla Şiirimi dilek ağacına bırakıyorum Kayan yıldızın sönmesiyle Dokunmak istiyorum artık Dokunsam dokunsan dokunsanız Münzevi düşüncelere  Çırpınan kanla bağdaş kurup Otursak bir masaya Çay sigara sen ve mecmua  Anlatsa yıldızlı gök yaşadığı dramı Sen sonbaharı ben batan İlk ayı  Dur kaldıramam bütün bunları Şiirim dilek ağacında kaldı

"KIZILELMA" NERESİ? - ÖMER SEYFETTİN

"...Hemen göstersünler. Dalkılıç olur, düşmanı harâb iderüz ve kralın tac ü tahtını başına geçürüp Kızılelma'ya dek giderüz..." Kocasekbanbaşı — Kızılelma'ya... — Kızılelma'ya... — Kızılelma'ya gideceğiz! . . . . . . . . Zamanın Süleyman'ı, ansızın... Kükremiş bir tufan hâlinde akseden bu naraları duydu. Otağında yalnızdı. Yarım saat evvel dağılan Dîvân'ın cenk için gösterdiği kahraman arzuyu düşünüyordu. Bugün, yalnız vezirleri değil, kazaskerleri, defterdarları, nişancıları, "ağa, kethüdâ, serdar, yayabaşı, bölükbaşı, vekilharç" gibi, yeniçeri zâbitlerini, hatta solakları bile çağırmış, hepsini huzurunda toplamıştı. Hepsi ".... Kafdağı'na kadar arkandan gelmeye hazırız, padişahım!" diye ayaklarına kapanmışlar, gözlerinden sevinç yaşları dökmüşlerdi. İşte şimdi "sefer kararı" ordu içine yayılmış olacaktı. Otağın biraz uzağında... Küçük meşe ormanının nihayetindeki mahşerde, deminki Dîvân'ın s...

KENT TAŞI - MEHMET MUHARREMOĞLU

Hikâye Malzemesi Dükkânı İçin Heybemizde İşlenmiş Malzeme Bulunur: -Hik â ye Malzemesi Esnaflarından Muhterem Hasan Keklikci Ağabey’e- -          “Selamün aleyküm usta.” “Ve aleykümselam. Buyur ede?” “Hikâye Malzemesi Dükkânı bura mı?” “Doğru gelmişsin. Buyur, ne lazımdı?” “Bende biraz hikâye içi var da, hikaye içi alır mısınız?” “Gardaş, biz kendi imalatımızı toptan fiyatına satıyoruz. Dışarıdan alırsak zarar ederiz.  Biz işin ticaretinde değiliz. Maksat vatandaşın işi görülsün. Malzeme al-satcılığını yol üstünde Hasan usta var, o yapar. Bak bu gördüğün listeler hep bizim imalatımız. Depo malzeme dolu. Amma yol üstündeki Hasan usta bu işin ticaretini yapar. Bazen ben de malzeme veririm ona. Biz imalatçıyız. O alır satar. Satılacak malzemen varsa sen ona götür." “Abi benim malzeme işlenmiş, kabuğu, eşeleği ayıklanmış malzeme yalnız. Hikâye içi. Bir bak istersen." “Bir bakalım o zaman, aç bakalım heybeni. ….. Hımmm… Temiz görünüyor. Taze ...