Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KERHEN YAŞAMAK - AHMET TURAN BAYRAKTAR

Yollara koyulduk bir pîrin ardında Diz dize kol kola Küllükler tütünler hep ortada Kimimiz on beşinde kimimiz yetmişinde Kimin nasibinde Dönemeci kaç ise Ey Halleşmek üzere; dildaşlar, yarenler, ey dostlar Tütün barak tütün bozlak tütün hoyrat Tütün diyorsam dumanında ağıtlar Yanışında gurbetler İki dağın arasında Ardı cennet arkası muhabbet Dostsuz gurbetler O gurbetler ki “Dostun yüzü, dostun sesi Dostun bir an olsun gülümsemesi” Nüzul et ya rab Sızlamaktan kalmadı benim Ne çaram Ne de galan biriktirmediğim hatıram   Medet Ya Hızır Şeyhim Ya Himmet dedim El açıp üçlerden yedilere Kırkına gelmeden gurbeti bitenlere Gurbette beni gülsüz bırakanlara Ah ölmeden varsam cennet mekana “Ağır oldu” demenin tövbesiyle Varıp da yanaşsam dostun yanına O dost ki Kevser sanır karışır göz yaşlarıma Bense bir aleyhe karışırcasına Karışırım bütün hatıralarla toprağa   Şimdi hatıramı kim dinler benim Biz dağın başındayken ...

METİN ELOĞLU'NUN "İSTANBULLU" KİTABINA DAİR - HASAN BAZI

“üsküdarlıyım, babam boyabatlı, seni seviyorum, iddiasına var mısın?” istanbullu kitabını, yalnız geçirdiğim ikindiüstülerinde büyük bir şevkle, bir dostla muhabbet ediyormuş gibi okudum. zaman zaman yazarla hasbihâl ettim zaman zaman da yazarla birlikte ben de istanbul hasretliği çektim. istanbullu olmasam da böyle böyle istanbul özlemimi giderdim. metin eloğlu hem şairdir hem de ressam. bu vasıfların da üstünde o bir sanatkârdır. ömrünü elinin emeğiyle yaptığı resimleri satarak geçirmiştir. istanbulludur. modern türk şiirinin doruk şairidir, hayatını şiiri uğrunda yaşamıştır. eloğlu’nun şiirlerindeki keşmekeşliğin hikâyelerine de sirayet ettiğini görmek bir okuyucu olarak beni memnun etti. kitap 25 farklı hikâyeden müteşekkil. yayına hazırlayan turgay anar kitaba yazdığı mukaddimede eloğlu’nun üslubu hakkında şunları söylüyor: “Hemen her anlamda “kendi kalmayı” tercih etmiş, kendi kalarak asıl davası olan dili işleme, temizleme, genişletme, arıtma yolunda çalışmalar yapmıştır. Belk...

HANGİ ŞANZELİZE - 1 - M. LÜTFİ ENGİZEK

Tarık Tufan’ın romanından uyarlanan Şanzelize Düğün Salonu, dizi sektörümüze farklı tatlar getireceğini düşündüğümüz TRT’nin yeni dijital platformu Tabii'nin ilk mahsullerinden biri. Bu platformda daha çok Anadolu insanına hitap eden; dizi, film, program ve belgesellere yer verilmiş, nihâyet. Bilim kurgu, tarih, suç, drama ve komedi gibi türlerde, masada güzel duran fikirlerle karşımızda. Aileyle veya ailesiz izleyemediğimiz, ucuz, kofna, bir türlü anlayamadığımız dertleri olan yapımları görmektense Şanzelize Düğ ün Salonu gibi dizileri görmek isterim. Şanzelize’nin yayın hayatının istikbalini belirleyecek olan pilot bölümünün ardından hakkındaki sessizliği bu yazıyla bozuyoruz. Annesini kaybettikten sonra iyice yalnızlaşan ana karakterimiz Turgut bu kaybın akabinde ilk kez bir kıza vurulur. Bu aşk vesilesiyle dergâh şeyhi babasıyla yollarını ayırır. Nihayetinde dizi, muhafazakâr kimliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlayan Turgut’un değişen yaşantısının sekiz sene sonrasını anlatmakt...

YARA - REFİK HALİT KARAY

Güneş çoktan batmıştı; fakat çiftlik gene, sabah oluyormuş gibi, şevkini kaybetmeyen bir aydınlık içinde, kuş cıvıltılarıyla dolu, gölgesiz, hüzünsüzdü. Sıcak iklimlerin akşamlarında, zaten, bizim sabahlarımızda duyulan neşe daha doğrusu, bir hayata, rahata giriş keyfi vardır. Gözlerinizin çiğ ışıktan ve göğsünüzün nefes darlığından kurtulacağını düşünerek bir şeyler yapmak, bir zevke hazırlanmak istersiniz. Ben de emirerine dam üstünde nargilemi hazırlatmıştım, kahvemi bekliyordum; birden avluya dört atlı girdi, dört silahlı Bedevi… Bu dediğim tarihte Sultan Hamit’in Suriye’deki çöl çiftliklerinden birinde müdürdüm. O zamanlar böyle yerlere subaylardan kâhya, askerlerden korucu gönderilirdi; aşiret Araplarının akınlarına karşı koymak için… Gelenlerin en yaşlısı, kısrağından inip karşıma dikildi. Sordum: “Hayrola, ya Şeyh?” Mesele her zaman olan işlerden: İki aşiret, bir gazve (cenk, savaş) esnasında çarpışmışlar, bu dört kişi güç bela baskından kurtulup bana sığınmış, geceyi geç...

BİR ŞAŞI GÖZ - M. CİHAN ALLİŞ

  Efendim merhabalar. Ben 67 yaşında, 8 çocuk babası, eşini toprağa vermiş, torunlarının isimlerini birbirine karıştıran, günde 20 farklı ilaç tüketen, birkaç kez Hacca gidip “Hacı”; biraz para kazanıp da eli bol olunca “ağa” olarak anılan bir ihtiyarım. Köylüm sağ olsun, “Hacı” olarak da “ağa” olarak da “Hacı Ağa” olarak da beni bildi. Ben de yıllarımı bu yakıştırmalara layık olmaya çalışarak geçirdim. Arada sırada da “El alem ne der?” endişesinden ailemi müşkül durumda bıraktım. Haklarını helal etsinler. Bakmayın böyle tek nefeste derdimi anlatabildiğime. Bu toprakların her ihtiyar adamı gibi derdini anlatmaktan acizim ben de. Dert benim de, anlatan ben değilim bu sefer. Sebze meyve sattığım, ömrümü verdiğim ve nice ömürleri de çürüten hal dükkanıma kara bir oğlan geldi. “Hikâye Malzemesi Dükkânı” diye bir yerde çalışıyormuş. Harçlık vermek için elimi cebime attığımda beni ikaz edip “Hacı Emmi hele 2 çay söyle de içelim.” dedi.    Ne iş yaptığını anlamadım ama küçük esn...

BORÇLANDIRILMIŞ İNSANIN İMALİ - FAZLI BAYRAM

" Borç sadece ekonomik bir dispozitife indirgenemez; o aynı zamanda yönetilenlerin zamanının ve davranışlarının belirsizliğini azaltmayı hedefleyen, bireysel ve kolektif öznelliklerin denetimine ve yönetimine ilişkin bir güvenlik tekniğidir. Devlet’e, özel sigortalara ve daha genel olarak şirketlere karşı hep daha fazla borçlu hale geliyoruz ve vaatlerimizi yerine getirmek için hayatlarımızın, ‘’insani sermaye’’mizin ‘’girişimcileri’’ olmaya teşvik ve icbar ediliyoruz; tüm maddi, zihinsel ve duygulanımsal ufku muz böylece yeniden biçimlendirilmiş ve alt üst edilmiş bulunuyor." ( Kitabın arka kapağından) Kitabı, Prof. Dr. Mahmut Yardımcıoğlu tavsiyesi ile aldım ve yüksek lisans öğrencisiyken Uluslararası Muhasebe dersinin dönem ödevlerinden biri olarak okudum. Mahmut Yardımcıoğlu,   1996’da tanıştığım, onu tanıyor olmanın ayrıcalığını yaşadığım, hayatımın anlam iksirlerinden olan değerli bir ağabey. Kendisi üniversite öğrencisiyken ben lise öğrencisiydim. Mahmut Ağabey daha ...

TESTİYİ KIRDIK BİZ - ALİŞAN GENÇ

Bizim bir medeniyetimiz vardı. Okyanusa akan büyük ırmaklar gibi coşkun bir medeniyetti bizimki. Hayatın merkezinde insan, insanın merkezinde kalp vardı. İnsanın varoluş gayesine birlikte bir yürüyüştü bizimki. Derya içreydik ve deryadan haberdardık. Atımızı derya üzre sonsuzluğa koşturuyorduk. Cebel-i Tarık’ta, Boğaziçi’nde deryanın üstüne sürüyorduk atımızı. Selahaddin-i Eyyübî idik, Tarık bin Ziyad’dık, Fatih Sultan Muhammed Han’dık. Billur bir kâsede bir bardak suydu bizim için hayat. Kitabımız, kitabelerimiz vardı. Bizim şehirlerimiz vardı, şehir merkezlerimiz vardı. İçinde benliğimizi kaybettiğimiz, eriyik haline geldiğimiz görkemli mabetlerimiz vardı. Celî, sülüs, divanî çeşmelerimiz vardı. “Su yerine süs akardı” çeşmelerimizden. Bizim bir medeniyetimiz vardı. Kazmayı dağa vururduk ama dağın kalbini incitmezdik. Bir “su kasidemiz” vardı bizim. “Su va kfiyelerimiz” vardı. Suyu, Allah’ın mülkü bilir, suyla arınırdık. Çeşmenin başında biz vardık. Hancı da bizdik, yolcu da biz. ...

"BİR SAVAŞÇIDIR KALBİM" - FAZLI BAYRAM

Kitabı 2013 yılında Bekir Büyükkurt hediye etti. Daha önce değerli hocam İsmail Göktürk’teki kitaptan kopya ettirmiştim. Öğrenciydim, üniversite yıllarımdı. Lise son sınıftayken bir vesile tanıştığım İsmail Ağabeyin hocalık ettiği işletme bölümünü kazanmıştım. Ağabeyim İsmail Göktürk, artık hukuk hocam olmuştu. İkinci öğretim okuduğum için ders sonraları bazı zamanlarda hocamı ziyaret ederdim hane-i saadetlerinde. Ağabeyim, hocam, büyüğüm, veli nîmetim İsmail Göktürk, birçok çay ikramıyla birlikte gönlümüzü ateşleyen türküleri ardı ardına dinleterek Maltepe sigarası eşliğinde geceye doğru dolu dizgin sürerdi beni. Sonra başucu kitaplarından seçtiği birkaç şiiri okuyup Osman Sarı’nın Bir Savaşçıdır Kalbim’ini açardı. Bu eserin kapağının açılabilmesi için gönlümüz de yüreğimiz de cânımız da mayası vurulacak kıvamda dipdiri olmalıydı. Hocam bizi itina ile hazırlayıp yüreğimizin zırhını giydirip silahını kuşandırır ve kâinatın ahengine ayarladığı şairane sesiyle okumaya başlardı. B...

NOLDU BU GÖNLÜM – HACI BAYRAM-I VELİ

Noldu bu gönlüm, noldu bu gönlüm Derd-ü gamınla doldu bu gönlüm Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm Yanmada derman buldu bu gönlüm Yan ey gönül yan, yan ey gönül yan Yanmadan oldu derdine derman Pervane gibi, pervane gibi Şem'ine aşkın yandı bu gönlüm Gerçi ki yandı, gerçeğe yandı Rengine aşkın cümle boyandı Kendüde buldu, kendüde buldu Matlâbını hoş buldu bu gönlüm Sevâd-ı a'zâm, sevâd-ı a'zâm Belki oluptur arş-ı muazzam, Matlâb-ı cânan, matlâb-ı cânan Olsa acep mi şimdi bu gönlüm El fakr-u fahri, el fakr-u fahri Demedi mi ol alemler fahri Fahrini fakrın, fahrini fakrın Mahv-u fenâda buldu bu gönlüm Bayram'ım imdi, Bayram'ım imdi Bayram ederler yar ile şimdi Hamdü senalar, hamdü senalar Yar ile bayram kıldı bu gönlüm

SAHUR İNLEMELERİ - FAZLI BAYRAM

                                                                                                                                           / Ahmet Abi’ye/ nerede yaşadığın değil nasıl yaşadığın önemli kim olduğun değil nasıl olduğun önemli mesele biraz da hissettiklerin his yaşamın ertesi yaptıkların iyiyse iyi kötüyse kötü hissedersin gördün mü önemli olan kişiler değil sen ben o hiç önemi yok Bütün güzellikler yaşamın bir parçası Ahmet Abi. Bir şeyin yolunda olmak kendisinden güzel. Sen hep muhabbet muhabbet dersin ya. Ben de huzurunda söylenebilecek bir söze sahipsem ya da bir söz söyleme hakkım varsa ki var oldu...

MAGURUS'UN ARKA KOLTUĞUNDAKİLER (ARZ-I HAL) - MEHMET MUHARREMOĞLU

Muhterem efendim. Ulaşmak istediğimiz bir Menzil vardı: İlim yolcularıydık. Denkler dizilmiş, develer hazırlanmıştı. Kendimizden büyük ideallerimiz vardı. Heyecanlıydık. Okuyup adam olacaktık. Memleket omuzlarımızda yükselecekti. Bu halimizle kendimizi Kürşad'ın askerleri gibi hissediyorduk. Erkenden kalktık o gece. Zorlu bir yolculuğa çıkacaktık. Ama uyku nerde? Sabah yıldızını bekleyecektik artık. Ne uzun ve ne karanlık gece idi Rabbim! Birden bulutlar sarmıştı etrafımızı. Yoksa yolculuk ertelenecek miydi? Bu havada çıkarsak yolumuzu kaybedebilirdik. Kara bulutlar iyiye alamet değildi. Üstelik yolumuz çetindi. Bekliyorduk; sabırsızlıkla ve heyecanla. "Ve bir yıldız doğdu geceden". Vakti bilmiyorduk; sandık ki sabah yıldızıdır. "Çıkılan yoldan dönülmezdi" değil mi efendim? Kürşad da böyle demişti erlerine. Bir defa develer hazırlanmış, kalemler kuşanılmıştı. Yükledik develeri: "Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle". Yola çıktık böylec...

YAĞMUR TAŞI - MUSA YILDIZ

Daha baharın ilk günlerinde gökyüzü ayaz, yağmur bir türlü yağmaz. Yalvarır köylü Gökgüllü Hüseyin Emmiye. -   Ya Hüseyin emmi çıkar artık şu yağmur taşını. Oku-üfür götür göm pınarın önüne derler. Gökgüllü Hüseyin Emmi; kimseye zararı olmayan, masum, pek dolaşmayı sevmeyen, kendi işinde gücünde olan yani kendi halinde, halim selim bir tip. Birazda eringeçtir, Hüseyin Emmi biraz kapris, biraz naz falan. Gökgüllü Hüseyin emminin portesi bundan ibaret gibi. Ama ayrıcalığı lakabından da anlaşılacağı gibi bazen derin mevzulara takılır. -    Çok işim var kardeşim, şimdi ben taa Fakıoğlu Pınarına kadar gidip de yağmur taşı gömemem pınar önüne der. Köylüler: -           Ya Hüseyin emmi ekinler daha yeşermeden kuruyor. Bu sene yağmur, bak işte yağmıyor. Mutlak bunda bir hikmet vardır. Belki de Rabbim senden dua bekliyor. On sene öncede böyle olmuş sonra sen taşı okuyup pınar önüne gömmüşsün yağmur yağmış. Derler. Gökgü...